YUNUS EMRE
Kahve önünde taburelere oturmuş bir kaç köylü kendi aralında konuşmaktadırlar:
1.Adam: – Moğollar ülkeyi işgal etmiş.
2.Adam: – Konya’ya da yaklaşmışlar üstelik.
3.Adam: – Konya önlerine geldilerse buraya da gelmeleri yakındır.
2.Adam: – Haklısın Sarıköy’le Konya arası nedir ki?
1.Adam: – Ah be Hünkarım nerelerdesin? Gitti gül gibi devlet.. ne idüğü belirsiz bir iki Moğol’a mı teslim olacaktık?
2. Adam: – Artık bize dirlik yok. Yakında buralarda da katliamlara başlarlar..
3. Adam: – Ülkedeki kuraklık da insanların canına yetti hani. Elde avuçta da birşey kalmadı ki. Kösedağ’da yitirdik her şeyimizi.
1.Adam: – Bu böyle olmaz. Köylüyü toplayalım. En sağlamlarımız varıp gitsinler çevre illere.. hani belki bir umut..
2.Adam: – Ne umudu? Kimsede bir şey yok ki. Kimden ne isteyeceksin?
3.Adam: – Şu gelen Yunus değil mi?
1.Adam: – Ta kendisi.. Tarladan geliyor herhalde..
Yunus Emre selam verip köylülerin yanına oturur.
-Selamün Aleyküm emmiler..
Hepsi birlikte: – Ve Aleyküm Selam..
3.Adam: Hayırdır Yunus nerden gelir nereye gidersin?
Yunus: – Hay’dan gelip Hu’ya gideriz ağam..
1.Adam: – Belî Yunus.. Hepimiz Ondan gelip Ona gideriz. Lakin bu dünya çölünde nereye sürüklenmektesin?
Yunus: – Çöl dediniz ya Efendim.. Kuraklık iyice büktü belimizi. Babam çalışamaz durumda. Tarlada da bir şey yok.. Gülşehir yakınlarında ikamet eden bir derviş’den bahsettiklerini duydum.
2.Adam: – Hacı Bektaş’ı mı dersin?
Yunus: – Evet efendim. Anlattıklarına göre keramet sahibi, gönül dostu bu zat, kapısına geleni boş çevirmezmiş. Cömertliği dillere destanmış. Eğer varıp durumumu anlatırsam belki bir yardımı dokunur köyümüze.
3.Adam: – İyi de ne isteyeceksin Hacı Bektaş Hazretlerinden?
Yunus: Bir çuval buğday isteyeceğim..
2.Adam: -(Güler) Oğul Onun yardımı daha büyüktür. Buğday az kalmaz mı?
(Yunus Emre anlayamaz ama pek oralı olmaz..)
Yunus : – Bilmem..
1.Adam: – Yolun açık olsun. Unutma eli Boş gidilmez o dergaha.
Müzik –
(ŞİİR/1-Meddah)
“Acep su yerde varm’ola
Soyle garip bencileyin
Bagri basli gozu yasli
Soyle garip bencileyin
Gezdim Urum ile Sami
Yukari Illeri kamu
Cok istedim bulamadim
Soyle garip bencileyin
Kimseler garip olmasin
Hasret oduna yanmasin
Hocam kimseler duymasin
Soyle garip bencileyin”
Tekkede Hacı Bektaş Veli Hazretleri etrafındaki dervişlerle söyleşmektedir.
Yunus: – Selamün Aleyküm efendim.
Hacı Bektaş Veli: – Ve Aleyküm selam oğlum.. Buyur otur şöyle. Belli ki uzun yoldan gelmişsin.
Yunus: Efendim ben Sarıköy’den geliyorum. Memleketimizdeki kuraklık her hanenin belini büktü, ocağını kuruttu. Sizden bir çuval buğday istemeye geldim. Bir de kabul buyursanız size bu elmaları getirdim..
H: – Oğlum yol yorgunusun belli. Sen hele bir dinlen. Dervişler senin için bir oda hazırlasınlar.. (Yanındakilerden biri hemen ayağa fırlar) sabah istediğini alır gidersin.
Müzik
Derviş Yunus’u alır çıkar…
(ŞİİR-2)
“Soyler dilim aglar gozum
Gariplere goynur ozum
Meger ki gokte yildizim
Soyle garip bencileyin
Nice bu dert ile yanam
Ecel ere bir gun olem
Meger ki sinimde bulam
Soyle garip bencileyin”
Hacı Bektaş hazretlerinin etrafı boşalır.
Sabah olduğunda Yunus Hacı Bektaş’ın huzuruna çıkar.
Y: – Efendim ben artık köyüme döneyim. Size yeterince zahmet verdim.
H: – O nasıl söz oğlum. Allah’ın bize yolladığı bir emanete hizmet bizim vazifemizdir. Gel seninle bir anlaşma yapalım.. Sen istediğin buğdaydan vazgeç.. onun yerine sana himmet verelim.
Y: – Aman efendim. Ben o kadar yol geldim. Köyüm kuraklıktan inliyor. Siz buğdayı buyursanız..
H: – Peki evladım. Madem sen öyle istiyorsun. Sen hele bir gece daha kal. Yarın gidersin.
Y: – Peki efendim.
Müzik
Yunus Emre çıkar. Ertesi gün Hacı Bektaş Veli hazretlerini avluda beklemektedir. Kendi kendine söylenir..
- Mevlam ne güzel insanlar yaratmışsın. Halleri, dilleri bambaşka.. Her sözlerinde Sen varsın. Her bakış seni anlatıyor sanki.. Nasıl anlatayım? İçimde bir şeyler var ama nasıl diyeyim bilmiyorum..
(ŞİİR/3)
“Tasdin yine deli gonul
Sular gibi caglar misin
Aktin yine kanli yasim
Yollarimi baglar misin
Nidem elim ermez yare
Bulunmaz, derdime care
Oldum ilimden avare
Beni bunda egler misin
Yavi kildim ben yoldasi
Onulmaz bagrimin basi
Gozlerimin kanli yasi
Irmak olup caglar misin”
Bu sırada Hacı Bektaş hazretleri gelir.
- Ne o Yunus kendi kendine söylenmektesin. Bir şikayetin mi var bizden yoksa?
Y: – Haşa Efendim. Biz sizi zahmete soktuk.
H: – Söyle bakalım. Kararını verdin mi?
Y: – Efendim ben müsaadenizle buğdayı alıp gideyim.
H: – Peki sana bize hediye olarak getirdiğin her elma karşılığında himmet versek?
Y: – Efendim ben buğdaydan vazgeçmem..
H: – Peki öyleyse. Ama sen bir gece daha kal..
Y: – Emriniz olur efendim.
Hacı Bektaş veli çıkar.. Yunus kendi kendine:
- Allah Allah himmet himmet diyor? Ne ki bu himmet?
Yunus Emre de çıkar..
Müzik –
(ŞİİR/4)
“Ben toprak oldum yoluna
Sen asiri gozedirsin
Su karsima gogus gerip
Tas bagirli daglar misin
Harami gibi yoluma
Arkuru inen karli dag
Ben yarimden ayri dustum
Sen yolumu baglar misin
Karli daglarin basinda
Salkim salkim olan bulut
Sacin cozup benim icun
Yasin yasin aglar misin
Esridi YUNUS’un cani
Yoldayim, illerim hani
YUNUS duste gordu seni
Sayru musun, saglar misin”
Hacı Bektaş veli postta oturmuş Yunus’u beklemektedir. Yunus Emre gelince ayakta karşılar onu.
H: – Gel yunus gel otur şöyle..
Y: – Yok efendim. Ben gideyim artık.
H: – Yunus sana son bir teklifim daha var. Getirdiğin her bir elmanın çekirdeği sayısınca himmet verelim sen de bu buğdaydan vazgeç..
Y: – Ama efendim köylü beni bekliyor. Sağolun. Cömertliğinize teşekkür ederim ama kabul edemem.
H: – Son sözün bu mudur?
Y: – Budur efendim. Müsaade buyurursanız..
H: – Öyleyse dervişler senin buğdayı hazırlasınlar. (Hemen bir derviş ayağa kalkar. Ve bir çuval buğdayı getirir.) Müzik
H: – Yolun açık olsun evladım. Allah’a emanet olasın.
Yunus selam vererek ayrılır.
Müzik
Yunus yolda giderken bir ağacın altına oturur dinlenmek için..
(ŞİİR/5)
“Yok yere gecirdim gunu
Ah nideyim omrum seni
Seninle olmadim gani
Ah nideyim omrum seni
Geldim ve gectim bilmedim
Aglayip gussa yemedim
Senden ayrilam demedim
Ah nideyim omrum seni
Hayrim serim yazilacak
Omrum ipi uzulecek
Suret benden bozulacak
Ah nideyim omrum seni
Gidip geri gelmiyesin
Gelip beni bulmayasin
Bu benligi sermayesin
Ah nideyim omrum seni
Hani sana guvendigim
Guveniben yuvandigim
Kaldi kulli kazandigim
Ah nideyim omrum seni
Miskin YUNUS gideceksin
Acep sefer edeceksin
Hasret ile kalacaksin
Ah nideyim omrum seni”
-Hünkar Hacı Bektaş bana himmet teklif etti. Oysa ben razı olmadım. Ya himmet daha kıymetliyse buğdaydan? Ya uçsuz bucaksız manevi zenginlikse? Buğday maddi bir zenginliktir, elbette tükenir. Manevi zenginlik ise asla tükenmez. Hata ettim. Himmeti kabul etmeliydim. Pişman olduğumu söylemeliyim. Bana teklif ettiği himmeti kabul etmeliyim. Zararın neresinden dönülse kardır.
(diyerek Dergaha yönelmeye karar verdi. Niyeti orada kalmak ve hayran olduğu dervişlerin arasına karışmaktı.)
(ŞİİR-6)
“Ey yarenler, ey kardaslar
Ecel ere olum bir gun
Islerime pisman olup
Kendi ozume gelem bir gun
Yanlarima kona elim
Soz soylemez ola dilim
Karsima gele amelim
Nettim ise gorem bir gun”
Dergaha varınca;
-Kardeşlerim ben ne istediğimi bilemedim. Hata ettim. Pişman oldum. Hünkardan af diliyorum. Cahilliğime versin. Buğdayı geri verip himmeti almak istiyorum.
(Öğrenciler Hacı Bektaş hazretlerine koştular. Durumu arz ettiler. Hacı Bektaş bir müddet uzakları süzdü ve başını önüne eğdi)
- Varın söyleyin. Onun istediğinin şimdiden sonra yerine gelmesi mümkün değildir. Biz onun himmetinin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik. Eğer dilerse onu arayıp bulsun.
(Hacı Bektaş’ın söyledikleri ne eksik ne fazla Yunus’a bildirildi. Bildirildi bildirilmesine ama varın gelin bunu Dertli Yunus’a anlatın. Yunus büktü boynunu yüreğinin suyunu söndürecek pınarı aramak için yollara düşmesi gerektiğini anladı. Buna da razıydı ya. Kolay mı? Koskoca himmeti geri tepmişti bir çuval buğday için.)
(ŞİİR-7)
“Arayi arayi, bulsam izini
izinin tozuna, sursem yuzumu
Hakk nasip eylese, gorsem yuzunu
Ey sevdigim gonul arzular seni
Yitirdim o dostu, bilmem ne yanda
Sevgisi gonulde, muhabbet canda
Yarin mahser gunu, ulu divanda
Ey sevdigim gonul arzular seni
Yunus senin methin eder dillerde
Sevilirsin butun bu gonullerde
Aglayi aglayi gurbet ellerde
Ey sevdigim gonul arzular seni”
II.BÖLÜM
Yunus geçtiği yollarda uğradığı yerlerde hep onu sordu. Günler geçti Yunus döne dolaşa Sakarya ırmağı yakınlarına geldi. Yolda rastladığı bir ihtiyara selam verdi:
-Tapduk Emre derler bir gönül dostunu arıyorum emmi. Yardımcı olur musun?
- Sen gönüllerimizin ışığı Tapduk Emre hazretlerini arıyorsun anlaşılan.
- Hay ağzına sağlık emmi. Nerede bulabilirim kendisini? Beni ona götürür müsün?
- Hay Hay…
(Yunus aradığını bulmuş olmanın sevinci içinde ihtiyar adamın elini öptü. Bu büyük müjdesinden dolayı ona teşekkür ederek yanından ayrıldı. Dergaha vardığında bu mahcup delikanlı tüm dervişlerin dikkatini çekti. Yunus selam verdi. Kendini tanıttı, konuştular, söyleştiler, Yunus başına gelenleri bir bir anlattı. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Konuştukça duruldu, sakinleşti. İçi huzurla dolmuş, yaşadığı sıkıntıları unutmuştu. )
-Ey Yunus hoş geldin safalar getirdin.. Senin durumundan haberimiz vardır. Bugünden itibaren burada dergaha hizmet et. Gayret göster.
-Efendim hangi vazifeyi verirseniz verin layıkıyla yerine getirmek için çalışacağımdan emin olun.
-O halde seni bugünden itibaren dergaha odun taşımakla görevlendirdik.
MÜZİK –
(ŞİİR-8)
“O dost, bana gelsin demis
Sundum kadeh, alsin demis
Aldim kadeh, ictim serap
Artik gonlum olmez benim
Ne durum var, ne duragim
Bir yerde yoktur kararim
Hakk’a munacat etmege
Belli yerim yoktur benim
Sor durdugum yeri bana
Gelirsen gosterem sana
Bir zerrece Hak’tan ayri
Gozum nesne gormez benim
Tur daginda bir tecelli
Gor Musa’ya neler kildi
YUNUS eydur Hak katinda
Sozum geri kalmaz benim”
(Yunus yeni işini pek sever. Her sabah erkenden kalkar, baltasını ipini omuzlar ormana giderdi. Asla yaş ağaç kesmeyen Yunus Emre kuru ve yaşlı ağaçlardan hazırladığı odunları sırtlar öğleye varmadan dergaha dönerdi. Günler günleri kovaladı. Odun taşımaktan Yunus’un sırtında yararla çıkmıştı. Kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyordu. Taşıdığı odunlarla dergahın ekmeği pişiyordu. Onlar gelenlere ikram ediliyordu. Günler böyle geçerken Tabduk Emre’nin dikkatini bir şey çekti Yunus dergaha hiç eğri odun getirmiyordu.. )
-Ormanda hiç eğri odun yok mu ki oğul, hep düzgünlerini getirmektesin?
-Efendim eğrilik ormanda da vardır ama bu kapıya yaraşmaz. Bu kapıdan eğri odun bile giremez.
(Ancak Yunus’un içine bir kurt düşmüştü son zamanlarda. Kendisiyle birlikte dergaha gelenlerin hepsi icazetlerini almış çevre illerle irşada çıkmışlardı. Üstelik keramet üstüne keramet gösteriyorlardı. Oysa kendisi yıllardır dergahtaydı ve hala aynı vazifedeydi. Galiba benim himmetim burada değilmiş dedi ve çok sevmesine rağmen Tabduk Emre’nin dergahından ayrıldı)
(ŞİİR-9)
“Ben yururum yana yana
Ask boyadi beni kana
Ne deliyem ne divane
Gel gor beni ask neyledi
Gah eserim yeller gibi
Gah tozarim yollar gibi
Gah akarim seller gibi
Gel gor beni ask neyledi
Akar sularin caglarim
Dertli cigerim daglarim
Seyhim anuban aglarim
Gel gor beni ask neyledi
Ya elim al kaldir beni
Ya vaslina erdir beni
Cok aglattin guldur beni
Gel gor beni ask neyledi
Ben yururum ilden ile
Seyh anarim dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gor beni ask neyledi
Mecnun oluban yururum
O yari duste gorurum
Uyanip melul olurum
Gel gor beni ask neyledi
Miskin YUNUS bicareyim
Bastan ayaga yareyim
Dost ellinde avareyim
Gel gor beni ask neyledi”
Yunus Emre -Selamün Aleyküm erenler!
Yolcu 1 -Ve Aleyküm selam..
Y.Emre -Nereden gelirsiniz?
Yolcu 2 -Haydan geliriz.
Y.Emre -Belî. Nereye gidersiniz?
Yolcu 1 -Hu’ya gideriz.
Y.Emre -Belî.
Yolcu 2 – Hak’tan destur alalım. Birlikte varalım menzilimize ey derviş.. Ne dersin?
Y. Emre – Belî derim..buyrun..
(Üç derviş birbirlerinin kim olduklarından habersiz yola koyulurlar. Zaten maneviyat erlerinin hükmünde kimliğin, adın, cismin ne önemi vardır ki.. )
ŞİİR-10
“Ben bir acep ile geldim
Kimse halim bilmez benim
Ben soylerem, ben dinlerem
Kimse dilim bilmez benim
Benim dilim kus dilidir
Benim ilim dost ilidir
Ben bulbulum, dost gulumdur
Bilin, gulum solmaz benim”
Yolcu-1 : Dervişler varalım sırayla Mevla’ya yönelelim. Hele bir sofra açılsın duamız hürmetine. Derdimizin dermanı asıl derdimiz imiş seyreyleyelim…
Yolcu-2 : Âlâ.. Yalnız sıraya koyalım, madem yolculuk halindeyiz o vakit duaları da paylaşalım azığımızı bölüştüğümüz gibi..
Yolcu-1 : Haydi evvela bizim sıramız olsun.. (dua için ellerini açar) (Sofra iner.)
Yunus Emre: (kendi kendine) Aman Ya Rabbim.. Beni kimlere yaren eylemişsin böyle.. Ben ne iderim sıram geldiğinde.. Bunun için kaçmadım mı o ulu dergahtan? Bu değil miydi korkulu rüyam? Ey Subhan bana bir yol göster..
Yolcu-2 : (Yunus’un dalgın halini görünce ona) Hu erenler! Taştın yine deli gönül sular gibi çağlar mısın??
Yunus Emre: Ey mevlam! Bunlar benim beyitlerim.. Ama nasıl olur?
Yolcu –1 : (diğer yolcuya) Erenler! Cennet soframız kuruldu yüreklerimizde elhamdülillah. Bundan sonrası sana aittir.
Yolcu-2: Eyvallah erenler.. (Yunus’a döner) Sen ne dersin derviş? Daldın gittin bir aleme.. (Diğer yolcuya) bu dervişi çıkarıp başka aleme daldırmak lazım erenler..
Yolcu – 1 : Doğru dersin üstadım.. kim başlasın?
Yolcu-2: Buyrun..
Yolcu –1: Eyvallah… (Biraz durur)
Bir karardan durmayalim
Gel gidelim dosta gonul
Hasretinden yanmayalim
Gel gidelim dosta gonul
Kilavuz ol gonul bana
Gel gidelim yardan yana
Canim kurbandir canana
Gel gidelim dosta gonul
Yunus Emre titremeye başlamıştır..
Yolcu-2: Ha şöyle kendine gel.. benliği bırak..
Kara haberin almadan
Can bedenden ayrilmadan
Azrail bizi bulmadan
Gel gidelim dosta gonul
Gercek murada varalim
Yarin hatirin soralim
Yunus Emre’yi alalim
Gel gidelim dosta gonul
Yolcu -1 :
Tevhit imis cumle alem
Tevhidi bilendir adem
Bu tevhidi inkar eden
Oz canina dusman imis
Insan olan buldu Hakk’i
Meclis onun, odur saki
Hemen bu bicare YUNUS
Ask ile bil ayan imis
Yolcu – 2:
Agla gozum agla gayri
Gonul dost gider gelmez gayri
Ne gam bunda bana bin kez olsem
Orda olum olmaz olmezem gayri
Yansin canim yansin akin oduna
Aksin kanli yasim silmezem gayri
Beni irsad eden mursid-i kamil
Yeter bei el daha almazam gayri
Varligim yokluga degismisim ben
Bu gun cana basa kalmazam gayri
Fenadan bakiye goc eder olduk
Yoneldim sol yola donmezem gayri
Muhabbet bahrinin gavvasi oldum
Gerekmez ceyhun’a dalmazam gayri
Dilerim fazlindan ayrilmiyasin
Tanri’m senden ozge sevmezem gayri
Soyle asik dilinden bunu
Eger asik isem olmezem gayri
Yolcu-1: Erenler sıra sendedir..
Yolcu – 2 : Eyvallah. (ellerini açar ve dua eder) (Sofra iner)Yemeklerini yerler…
Müzik
Yunus Emre: (kendi kendine)Aman Ya Rabbim. Şimdi sıranın bende olduğunu söyleyecekler.. Ben ne yaparım. Kime sığınırım? Acaba biliyorlar mı beni.. anladılar mı bir kaçak olduğumu? Anlarlar tabii hakikat eri bunlar.. hem anlamamış olsalardı nasıl söylerlerdi beyitlerimi. Hiç bir yerde yazılmamış kimseye söylenmemiş beyitlerimi..
Yolcu-2: (Yunus Emre’ye) Deli Derviş.! Haydi bakalım. Göster marifetini .sıra sende..
Yunus Emre: (Titrek ellini açar)
“Yunus eydur, Ey Sultanım
Aşkın ile Yandı Canım
Gel kılar isen dermanım
Artık canım olmaz benim.”
Ey Sultanlar sultanı. Bu dervişler kimin adına, kimin hürmetine dua ettilerse sana, ben de onu dillendirir, onun ismini anarım senin huzurunda. Benim gibi bir garibi boş çevirme. Mahçup etme..
(İki Sofra iner) Müzik
Yolcu- 1: Erenler bu ne iştir?
Yolcu – 2 : Kimin adına kimin hürmetine dua ettin söyle bize?
Yunus Emre: olmaz önce siz deyin kimin ismini verdiniz?
Yolcu-1: Biz Tapduk Emre’nin kapısında 40 yıl hizmet edip kapıdan eğri odun sokmayan Yunus’un hürmetine dua ederiz..
Yunus eğilir ağlar….
ŞİİR-11
“Ben dert ile ah ederdim
Derdim bana derman imis
Ister idim hasret ile
Dost yanimda pinhan imis
Nerde deyi fikrederdim
Goge bakip sukrederdim
Dost benim gonlum evinde
Tenim icinde can imis
Sanirdim kendim ayriyim
Dost ayridir, ben gayriyim
Beni bu hayale salan
Bu sifat-i hayvan imis”
(Geri dönmelidir Derviş Yunus . Varır dergaha yönelir. )
Yunus Emre:- Ya Hocam unuttuysa beni .Ya yıkmışsam onun gönül Kabesini.. Ya tanımazsa.. Ya biz bizi bırakıp gideni istemeyiz derse.. Eyvahlar olsun ben ne yapmışım..
(Kapıda dervişler tarafından karşılanır.)
Yunus Emre: – Hu erenler
-Hu..Nerelerdeydin Yunus?
-Tabduk Emre bu kaçak dervişi kabul eder mi acaba?
-Yunus, Hocamız çok ihtiyarladı. Artık gözleri görmez oldu..
-Eyvah o zaman beni hiç tanımaz. O zaman ben nerelere giderim. Ne ederim?
-Sen hiç kaygılanma.. Gece kapının eşiğinde beklersin. Biz onu sabah namazı için bahçedeki şadırvana götürürüz. Hazret, eşikten geçerken ayağı sana değince bize sorar: bu kimdir diye.. o zaman biz de Yunus deriz. O Hangi Yunus derse, var git kendine başka bir himmet kapısı ara. Burası sana kapanmıştır. Ancak bizim Yunus mu derse bil ki seni unutmamıştır. O zaman ellerini öper dua istersin.
(Yunus bu.. Gönlü kırık, kalbi yaralı Yunus. Nasıl bekler eşikte gece boyu? Üzerini örten karları yüreğinin ateşiyle eritmiştir. Derken sabah ezanı okunur..)
Askin odu cigerimi
Yaka geldi, yaka gider
Garip basim bu sevdayi
Ceke geldi, ceke gider
Kar ettik firak canima
Asik oldum cananima
As zencirin dost boynuma
Taka geldi, taka gider
Sadiklar durur sozune
Gayri gorunmez gozune
Bu gozlerim dost yuzune
Baka geldi, baka gider
Bulbul eder ah-u figan
Hasret ile yandi bu can
Benim gonulcugum ey can
Hakk’a geldi Hak’a gider
Arada olmasin nasi
Onulmaz bagrimin basi
Gozlerimin kanli yasi
Aka geldi, aka gider
Miskin Yunus’un sozleri
Efgan eder bulbulleri
Dost bahcesinin gulleri
Koka geldi, koka gider
Tabduk Emre- Bu bekleyen kimdir?
Derviş – Yunus’tur efendim.
Tabduk Emre- ( Biraz durur) Bizim Yunus mu?
Yunus Emre-Himmet efendim… (Ellerine kapanır)
-Hamdın, yandın, piştin evladım.. Bundan sonra var git yolları aydınlat..
(ŞİİR12)
Bu dunyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim icin hayir dua
Kilanlara, selam olsun
Ecel buke belimizi
Soyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara, selam olsun
(Bundan sonra Tabduk Emre elindeki asasını havaya atar ve Yunus’a aramasını söyler)
-Arayasın ki bulasın..Dervişin kârı da budur. Ne zaman ki bu asa gökten yere düşer de onu bulursan o zaman anla ki İlahi huzura çağrılmaktasın.
(Yunus ömrünün sonuna kadar o asayı aramak için Anadolu’yu köşe bucak gezmiş. Her gittiği yere gönlünden bir parça bırakmıştır. Bizler asırlardır o ter ü taze gönülden dökülen incileri dinlemekteyiz. Peki Yunus asayı bulmuş mu dersiniz?)


